Marka Bekçisi

Taklit Ürün Satmanın Cezası: SMK 30. Madde Pazaryeri Satıcısı İçin Ne Diyor? (2026)

· 25 Eylül 2026 · 17 dakika okuma

Kısa cevap: 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 30. maddesine göre başkasına ait marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz ederek mal üreten, satışa arz eden veya satan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Cezaya hükmedilebilmesi için markanın Türkiye'de tescilli olması şarttır ve soruşturma şikâyete bağlıdır. Orijinal ürünü satan yetkisiz satıcı bu maddenin kapsamında değildir; hak sahibinin izniyle piyasaya sunulan ürünler hakkın tükenmesi ilkesi gereği hakkın kapsamı dışında kalır. Ceza yolu, pazaryerine yapılan şikâyetten ayrı bir yoldur; hangisinin sizin durumunuza uygun olduğunu marka vekili veya avukatla değerlendirin.

Kanunun öngördüğü ceza

6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 30. maddesi, başkasına ait marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz ederek gerçekleştirilen birden fazla fiili düzenler. Mal üretmek veya hizmet sunmak, satışa arz etmek veya satmak, ithal ya da ihraç etmek bu fiiller arasındadır. Ticari amaçla satın almak, bulundurmak, nakletmek veya depolamak da maddede ayrıca sayılır. Bu fiiller için öngörülen ceza bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezasıdır. Bu nedenle hükmü yalnızca satışı tamamlanmış ürünlerle sınırlı okumak doğru olmaz; kanun, sayılan farklı fiilleri de kapsar.

Düzenlenen fiil Öngörülen ceza
Başkasına ait marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz ederek mal üretmek veya hizmet sunmak; satışa arz etmek veya satmak; ithal ya da ihraç etmek; ticari amaçla satın almak, bulundurmak, nakletmek veya depolamak Bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası
Marka koruması olduğunu belirten işareti mal veya ambalaj üzerinden yetkisi olmadan kaldırmak Bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası
Yetkisi olmadığı hâlde başkasına ait marka hakkını devretmek, lisans veya rehin vermek İki yıldan dört yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası
Fiil (SMK m.30) Hapis Adli para cezası
Marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz ederek mal üretmek, satışa arz etmek, satmak, ithal veya ihraç etmek, ticari amaçla satın almak, bulundurmak, nakletmek veya depolamak Bir yıldan üç yıla kadar Yirmi bin güne kadar
Marka koruması olduğunu belirten işareti mal veya ambalaj üzerinden yetkisi olmadan kaldırmak Bir yıldan üç yıla kadar Beş bin güne kadar
Yetkisi olmadığı hâlde başkasına ait marka hakkını devretmek, lisans veya rehin vermek İki yıldan dört yıla kadar Beş bin güne kadar

44 markanın satıcı sayısı dağılımı: en az 1, medyan 32,5, ortadaki yarı 16-41, en çok 79 satıcı
Kendi taramamızdan 44 markanın satıcı dağılımı. Bu satıcıların çoğu taklitçi değil, gri pazar satıcısıdır. Marka adları paylaşılmıyor.

Satışa arz etmek ile satmak, 30. maddede ayrı ayrı anılan fiillerdir. Bu ayrım, satışın tamamlanmasını satışa arz fiilinin değerlendirilmesi için zorunlu bir koşul gibi okumamak gerektiğini gösterir. Bununla birlikte, bu düzenleme her ilanı kendiliğinden suç kapsamına soktuğu anlamına gelmez. Somut bir ilanın bu kapsamda olup olmadığını, ilanın içeriği ve durumu üzerinden marka vekili veya avukatla değerlendirin. Böylece sonraki adımınızı, yalnızca ilan bulunmasına değil, somut olay hakkında yapılacak değerlendirmeye dayandırırsınız.

Adli para cezası, yalnızca gün sayısından ibaret sabit bir toplam tutar olarak açıklanmaz. Türk Ceza Kanunu’nun 52. maddesine göre tam gün sayısı, bir gün karşılığı takdir edilen miktarla çarpılır. Bir gün karşılığı miktar en az yüz, en fazla beş yüz Türk Lirasıdır. Bu miktar kişinin ekonomik ve şahsi hâllerine göre takdir edilir. Dolayısıyla yirmi bin güne kadar olan üst sınır, tek başına herkes için geçerli kesin bir toplam tutar belirtmez; gün sayısı ile gün karşılığı miktarı birlikte değerlendirilir.

Adli para cezasının hesaplanmasındaki unsur Verilen ölçüt
Tam gün sayısı Bir gün karşılığı takdir edilen miktarla çarpılır
Bir gün karşılığı miktar En az yüz, en fazla beş yüz Türk Lirası; kişinin ekonomik ve şahsi hâllerine göre takdir edilir

Marka hakkına tecavüz ederek mal üretme, hizmet sunma, satışa arz etme veya satma fiilleri dışındaki iki düzenleme de 30. maddede ayrıca yer alır. Marka koruması olduğunu belirten işaretin mal veya ambalaj üzerinden yetkisi olmadan kaldırılması için bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası öngörülür. Yetkisi olmadığı hâlde başkasına ait marka hakkını devretmek, lisans veya rehin vermek için ceza iki yıldan dört yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasıdır. Bu iki fiilin cezaları, ilk tabloda üretme, sunma, satışa arz etme, satma ve diğer sayılan fiiller için belirtilen ceza aralığıyla aynı değildir. İncelediğiniz fiili belirlerken, işaretin kaldırılması veya marka hakkı üzerinde yetkisiz işlem yapılmasıyla ilgili bu ayrı düzenlemeleri de birbirine karıştırmayın.

Suçun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine ayrıca hükmolunur. Satıcı bir şirketse, bu fıkra da gündeme gelir. Bu husus, gerçek kişi için belirtilen hapis ve adli para cezası aralıklarından ayrı bir düzenlemedir. Şirket satıcıya ilişkin durumu değerlendirirken marka vekili veya avukatla görüşün. Görüşmede, suçun tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde uygulanabilecek bu tedbirlerin de ele alınmasını isteyin.

Bu konunun ayrıntısı ayrı bir rehberde: taklit üründe delil nasıl toplanır.

Cezanın ön şartları: tescil ve şikâyet

Kanunun 30. maddesindeki suçlardan dolayı cezaya hükmedilebilmesi için markanın Türkiye’de tescilli olması gerekir. Bu şart, markanın kullanılıyor olmasından veya marka sahibinin markayı başka ülkelerde tescil ettirmiş olmasından ayrı bir ön koşuldur. Marka başvuru aşamasındaysa, başvurunun yapılmış olması Türkiye’de tescil şartını karşılamaz. Marka yalnızca yurt dışında tescilliyse, bu tescil de söz konusu şartı karşılamaz. Bu nedenle ceza yönünden ilerlemeden önce Türk Patent ve Marka Kurumu kaydını kontrol edin; başvuru aşamasındaki bir kaydı tescil edilmiş marka kaydıyla karıştırmayın.

Bu maddedeki suçların soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Burada kastedilen şikâyet, ceza hukukunda söz konusu olan şikâyettir; pazaryerine gönderilen ihlal bildirimiyle aynı işlem değildir. Bir ilanı pazaryerine bildirmeniz, ceza hukukundaki şikâyet şartının yerine getirildiği anlamına gelmez. Bu iki işlemin adlarının veya konularının benzer görünmesi, onları birbirinin yerine geçebilir hâle getirmez. Dolayısıyla pazaryerine ihlal bildirimi gönderdiyseniz bunu ceza şikâyetiyle aynı işlem olarak kaydetmeyin; ceza hukukundaki şikâyet konusunu ayrıca marka vekili veya avukatla görüşün.

Türk Ceza Kanunu’nun 73. maddesine göre, şikâyete bağlı bir suçta yetkili kişi altı ay içinde şikâyette bulunmazsa soruşturma ve kovuşturma yapılamaz. Süre, şikâyet hakkı olan kişinin fiili bildiği veya öğrendiği günden başlar. Aynı kişinin failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği gün de bu kural bakımından önemlidir. Bu nedenle yalnızca taklit ilanını ilk gördüğünüz tarihi belirlemek, süre başlangıcını tek başına açıklamaz; failin kimliğine ilişkin bilgiyi de ayrıca değerlendirmek gerekir. Süreyi ilanı gördüğünüz günden otomatik olarak başlatmayın veya satıcının kimliğini öğrendiğiniz günü hesaba katmadan sonuca varmayın.

Taklit ilanını ilk gördüğünüz tarihi kaydedin. Satıcının kim olduğunu öğrendiğiniz tarihi de ayrıca kaydedin; iki tarihi tek bir tarih gibi yazmayın. Bu kayıt, fiil ve fail hakkındaki bilginizin hangi tarihlerde oluştuğunu birbirinden ayırır. Bu ayrım, altı aylık sürenin başlangıcına ilişkin değerlendirmede dikkate alınacak bilgileri düzenli biçimde görmenizi sağlar. Ancak bu iki tarihten hangisinin somut olayda süreyi başlattığına kendiniz kesin bir sonuç vermeyin; başlangıç gününün belirlenmesi ayrı bir hukuki değerlendirmedir.

Kovuşturması şikâyete bağlı suçlarda, kanunda aksi yazılı olmadıkça, suçtan zarar gören kişinin vazgeçmesi davayı düşürür. Bu nedenle şikâyette bulunma kararı ile şikâyetten vazgeçme kararı aynı karar değildir ve aynı sonucu doğurmaz. Şikâyetten vazgeçmenin davaya etkisi, belirtilen kural ve somut olay kapsamında ele alınmalıdır. Vazgeçmeyi yalnızca pazaryerine yapılan ihlal bildiriminin geri çekilmesiyle aynı işlem gibi değerlendirmeyin; burada söz konusu olan ceza hukukundaki şikâyettir. Şikâyette bulunma ve vazgeçme kararlarını marka vekili veya avukatla birlikte verin.

Bu konunun ayrıntısı ayrı bir rehberde: orijinal ürünün neden yasal olarak satılabildiği.

Orijinal ürün satan satıcı bu maddenin kapsamında değil

Ceza hükmü, marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüzü, başka bir deyişle taklidi arar. Bu ölçüt, satıcının yetkili bayi olup olmadığından farklıdır; bayilik durumu ile ürünün taklit olup olmadığı aynı soru değildir. Sizin veya izninizle piyasaya sunulmuş orijinal ürünü satan kişi, yetkili bayiniz olmasa bile bu tanıma girmez. Dolayısıyla satıcının yetkisiz olması, tek başına ceza hükmünün aradığı taklit unsurunu göstermez. Bir satıcıyı değerlendirirken yetki durumunu taklit değerlendirmesi yerine koymamanız gerekir; önce iki konuyu ayrı tutmanız gerekir. Yetkili bayi olmamayı doğrudan taklit kanıtı saymak, ceza hükmünün aradığı unsur ile satıcının bayilik statüsünü birbirine karıştırır. Satıcının yetkisiz olması bilgisi, ürünün orijinal olup olmadığı sorusuna tek başına yanıt vermez. Bu nedenle sonraki adımınız, yalnızca bayilik statüsünden hareketle ceza hükmünün kapsamına girildiği sonucuna varmak değil, taklit unsurunun bulunup bulunmadığını ayrı ele almaktır.

Kanunun 152. maddesine göre, sınai mülkiyet hakkı korumasına konu ürün hak sahibi veya onun izniyle üçüncü kişiler tarafından piyasaya sunulduktan sonra, bu ürünlerle ilgili fiiller hakkın kapsamı dışında kalır. Bu kurala hakkın tükenmesi denir. Burada belirleyici olan, ürünün daha önce hak sahibi tarafından ya da onun izniyle piyasaya sunulmuş olmasıdır; ürünü satan kişinin mutlaka yetkili bayi olması şartı bu olgunun içinde yer almaz. Bu nedenle yetkili bayi olmayan bir satıcı söz konusu olduğunda, satıcının yetkisizliğini tek başına değerlendirmek yerine, ürünün orijinal olup olmadığını ve piyasaya sunuluşunun sizin tarafınızdan veya izninizle gerçekleşip gerçekleşmediğini ayırmanız gerekir. Tipik hata, yetkili olmayan her satıcının elindeki ürünü taklit kabul etmektir; oysa hakkın tükenmesi kuralı, orijinal ürünün daha önce piyasaya sunulmuş olmasını ayrıca dikkate alır. Bu ayrım, satıcıya ilişkin yetki bilgisini ürünün niteliğine ilişkin sonuçla aynı şey saymamanızı sağlar. Böylece sonraki değerlendirmenizi, verilen iki ayrı bilgiye göre kurarsınız: satıcının yetki durumu ve ürünün piyasaya sunulma biçimi.

Aynı 152. maddede bir istisna da bulunur: marka sahibi, ürünlerin üçüncü kişiler tarafından değiştirilerek veya kötüleştirilerek ticari amaçlı kullanılmasını önleme hakkına sahiptir. Bu istisnayı, orijinal ürünün yalnızca yetkisiz bir satıcı tarafından satılması olgusuyla bir tutmamanız gerekir. Buradaki konu, ürünün üçüncü kişiler tarafından değiştirilmiş veya kötüleştirilmiş olması ve bu hâliyle ticari amaçlı kullanılmasıdır. Ürünün orijinal olması, bu istisna olgusunu yok saymanız gerektiği anlamına gelmez; aynı şekilde satıcının yetkisiz olması da ürünün değiştirildiğini veya kötüleştirildiğini göstermez. Bu nedenle taklit iddiasını, ürünün değiştirilmesi veya kötüleştirilmesi konusunu ve satıcının yetkili olup olmadığını birbirine karıştırmadan ele almanız gerekir. Sonraki adımınız, hangi olgunun söz konusu olduğunu ayırmak olmalıdır: taklit mi, üçüncü kişi tarafından değiştirme veya kötüleştirme mi, yoksa yalnızca yetkisiz satış mı? Bu başlıkları tek bir ihlal iddiası gibi değerlendirmek, aralarındaki farklılığı ortadan kaldırır.

Kendi taramamızda 44 markanın satıcı sayısı medyanı 32,5 çıktı. Bu bulgu, satıcı sayısına ilişkin bir dağılım bilgisidir; tek başına satıcıların taklit ürün sattığını göstermez. Taramamızdaki satıcıların çoğu taklitçi değil, gri pazar satıcısıdır; bu nedenle ceza hükmünün aradığı taklit unsuru çoğu satıcıda yoktur. Satıcı sayısının yüksekliğini taklit tespiti gibi yorumlamak, sayı ile ürünün niteliğine ilişkin sonucu birbirine karıştırır. Bu veriyi okurken, medyanı bir ihlal sayısı veya taklitçi sayısı gibi sunmamanız gerekir; verilen bulgu yalnızca 44 markanın satıcı sayısının medyanıdır. Marka sahibi açısından pratik ayrım, satıcıları topluca taklitçi saymak yerine, orijinal ürün satan yetkisiz satıcı ile taklit ürün satan satıcı arasındaki farkı korumaktır. Bir satıcı listesinde çok sayıda kişinin yer alması, listedeki her kişinin taklit ürün sattığı anlamına gelmez. Bu nedenle sayının kendisi, ceza hükmünün aradığı taklit unsurunun yerine geçmez.

Orijinal ürün satan yetkisiz satıcıya karşı çözüm ceza şikâyeti ya da ihlal bildirimi değildir. Bu durumda kullanılacak araçlar yetkili satıcı belgesi, pazaryeri beyaz listesi ve dağıtım sözleşmesidir. Bu araçlar, konuyu taklit ürün iddiası olarak değil, yetkili satıcıların belirlenmesi ve dağıtım ilişkisinin düzenlenmesi olarak ele almanızı sağlar. Yetkisiz satıcıyı görür görmez ceza şikâyeti veya ihlal bildirimi yoluna gitmek, burada verilen ayrımı gözden kaçırır: satıcı yetkisiz olabilir, ancak ürün orijinal olabilir. Dolayısıyla sonraki adımınızı satıcının yalnızca yetkili olup olmadığına göre değil, ürünün taklit olup olmadığı ve orijinal ürünün sizin tarafınızdan veya izninizle piyasaya sunulup sunulmadığı ayrımına göre belirleyin. Ürün orijinal ve daha önce bu şekilde piyasaya sunulmuşsa, belirtilen çözüm ceza şikâyeti ya da ihlal bildirimi değildir. Yetkili satıcı belgesi, beyaz liste ve dağıtım sözleşmesi, bu durumda kullanılacak araçlardır.

Bu konunun ayrıntısı ayrı bir rehberde: satıcı itiraz ettiğinde 24 saat kuralı.

Satıcı kaynağı gösterirse

Kanunun 30. maddesinin yedinci fıkrası, taklit edilerek üretilmiş malı satışa arz eden veya satan kişi için kaynağı bildirme ve belirli sonuçların gerçekleşmesi koşullarını birlikte düzenler. Kişi, malı nereden temin ettiğini bildirir; bu bildirimle üretenlerin ortaya çıkarılmasını ve üretilmiş mallara elkonulmasını sağlaması gerekir. Bu koşullar sağlanırsa kişi hakkında cezaya hükmolunmaz. Bu nedenle satıcının yalnızca bir tedarikçi adı vermesi, hükümde aranan bütün koşulların karşılandığı anlamına gelmez. Marka sahibi olarak, açıklanan kaynağı ve bu açıklamanın üreticilere ulaşılmasına ve mallara elkonulmasına sağladığı katkıyı birbirinden ayrı ele alın. Buradaki tipik yanlış anlama, kaynağın söylenmesini tek başına ceza uygulanmaması için yeterli kabul etmektir; hüküm, bildirimin belirtilen sonuçları sağlamasını da arar. Satıcıdan gelen bilgiyi değerlendirirken bu iki unsuru birlikte kaydedin: malın nereden temin edildiği ve bildirimin üreticilerin ortaya çıkarılmasına ve mallara elkonulmasına katkı sağlayıp sağlamadığı. Böylece kaynak beyanını, hükmün koşullarından kopuk biçimde yorumlamamış olursunuz. Satıcının bir adres veya tedarikçi bilgisi vermesiyle koşulların tamamlandığını varsaymak yerine, verilen bilginin neyi ortaya çıkardığını izleyin.

Bu hüküm, kanunun zincirin kaynağına ulaşmayı öncelediğini gösterir. Pazaryeri satıcısı tedarik zincirinin son halkasıdır; üretene ulaşmak çoğu zaman satıcının tedarikçisini göstermesinden geçer. Marka sahibi açısından bu, satıcının kaynak bilgisinin yalnızca satış yapan kişiyi tanımlayan bir ayrıntı olmadığını, zincirin hangi noktasından geriye doğru iz sürülebileceğini gösteren bir bilgi olduğunu ifade eder. Bu nedenle satıcı bir tedarikçi bildirdiğinde, sonraki incelemede bu bilginin üreticiye ulaşma bakımından ne gösterdiğini belirleyin. Satıcıyı zincirin son halkası olarak görmek, kaynağın orada bulunduğu anlamına gelmez; tedarikçinin gösterilmesi, üreticiye ulaşma sürecinde önem taşır. Kaynak beyanını üreticiye uzanan zincirle ilişkilendirmek, bildirimin pratik karşılığını anlamanızı sağlar. Buradaki yanlış kabul, son halkadaki satıcının gösterilmesinin zincirin kaynağını da kendiliğinden açıklayacağıdır. Oysa verilen olgu, üretene ulaşmanın çoğu zaman satıcının tedarikçisini göstermesinden geçtiğini söyler; bu yüzden tedarikçi bilgisini başlangıç noktası olarak ele alın.

Hukuk yolunda satıcının bilgisi ayrıca önem taşır. Kanunun 29. maddesine göre kişi, markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde taklit ürünü satarsa, dağıtırsa ya da ticari amaçla elinde bulundurursa bu davranış marka hakkına tecavüz sayılır. Satıcının tedarikçisini açıklaması, ürünün nereden geldiğine dair bilgi verir; ancak 29. maddedeki bilme veya bilmesi gerekme ölçütüyle aynı konu değildir. Bu nedenle satıcının kaynak açıklamasını, bu ölçütün yerine geçen bir bilgi gibi değerlendirmeyin. Satıcının zincirin son halkası olduğu gerekçesiyle, taklit ürünü bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde satış yapmış olma ihtimalinin kanundaki önemini göz ardı etmek de doğru değildir. Marka sahibi açısından sonraki adım, kaynak bilgisini ve satıcının bilgisine ilişkin değerlendirmeyi birbirinden ayırarak marka vekili veya avukatla paylaşmaktır. Tipik yanlış, satıcının kaynağı açıklamasının onun bilgisi bakımından da tek başına belirleyici olduğunu düşünmektir; verilen ölçüt, taklit olduğunu bilme veya bilmesi gerekme durumudur.

Pazaryeri şikâyetinde tedarik zinciri, satıcının itirazına sunacağı belgeler bakımından belirleyicidir. Yönetmeliğin 13. maddesine göre itiraz eden satıcı, ürünün orijinal olduğunu ispatlamaya elverişli fatura sunmak zorundadır. Bununla birlikte, yalnızca faturanın sunulması değil, kendisinden başlayarak geriye doğru hak sahibine uzanan tedarik zinciri belgelerinin sunulması da aranır. Marka sahibi açısından bu ayrım, belgeleri incelerken faturayı tedarik zincirinin tümünü gösteren belgelerle karıştırmamak anlamına gelir. Satıcının sunduğu belgelerin, kendisinden geriye doğru hak sahibine uzanan zinciri gösterip göstermediğini ayrı ayrı ele alın. Faturanın varlığını tek başına yeterli saymak, hükümde belirtilen belge kapsamını eksik değerlendirmeye yol açar. Buradaki tipik yanlış, ürünün orijinal olduğunu ispatlamaya elverişli faturanın, tedarik zincirine ilişkin diğer belgelerin de yerine geçtiğini kabul etmektir. İtiraz sırasında sunulan fatura ve zincir belgelerini birlikte okuyun; biri ürünün orijinalliğini ispatlamaya elverişli olmalı, diğerleri satıcıdan hak sahibine doğru uzanan bağlantıyı göstermelidir.

Satıcının sunduğu fatura ve tedarik belgeleri, taklit ürünün nereden geldiğini gösteren ilk iz olabilir. Bu belgeleri saklayın; satıcının bildirdiği kaynak ile belgelere yansıyan tedarik zincirini incelemek için kullanılabilirler. Belgeler, satıcının malı nereden temin ettiğine ilişkin bilgiyi ve zincirin satıcıdan geriye doğru nasıl uzandığını birlikte gösterebilir. Bu nedenle yalnızca bir belge bulunduğunu kaydetmekle yetinmeyin; sunulan faturanın ve diğer tedarik belgelerinin neyi gösterdiğini ayrı ayrı belirleyin. Belgeleri ceza ya da hukuk yolunu değerlendirirken marka vekiliniz veya avukatınızla paylaşın. Tipik yanlış, satıcının belge sunmasını tek başına taklit iddiasını çözen bir sonuç olarak görmektir; verilen olgular, belgelerin kaynağı gösteren ilk iz olabileceğini söyler. İncelemenizi bu sınırda tutun: belgeleri koruyun, ne gösterdiklerini belirleyin ve hukuki yol değerlendirmesi için uzmanınıza iletin.

Bu konunun ayrıntısı ayrı bir rehberde: şikâyetin beş zorunlu unsuru ve 48 saat kuralı.

Ceza yolu, hukuk yolu ve pazaryeri şikâyeti

Pazaryeri şikâyeti, yönetmelikte düzenlenen bir yoldur ve usulüne uygun şikâyet üzerine pazaryeri ürünü gecikmeksizin, kırk sekiz saati geçmemek üzere yayımdan kaldırır. Bu süre, usulüne uygun şikâyetin ardından ürünün yayımdan kaldırılması için belirtilen üst sınırdır; şikâyet edilen her ürünün kesin olarak taklit olduğuna ilişkin bir süre veya karar değildir. Satıcı usulüne uygun itiraz ederse ürün yirmi dört saat içinde yeniden yayımlanır. Bu nedenle ürünün şikâyet sonrasında kaldırılmasını, ürünün yayından bir daha dönmeyeceği biçiminde yorumlamayın; usulüne uygun itiraz üzerine yeniden yayımlanma ihtimali de yönetmelikte yer alır. Bu yolu kullanırken bir sonraki adımınız, şikâyetin usulüne uygun yapılmasıdır; ürünün yayımdan kaldırılmasını tek başına taklitlik tespiti saymak, sürecin anlamını yanlış yorumlar. Şikâyet ile itirazın sonuçlarını birbirine karıştırmamanız gerekir: kaldırma ve yeniden yayımlama, belirtilen başvuru koşullarına bağlı işlemlerdir.

Pazaryeri, ürünün taklit olup olmadığına karar vermez; yönetmeliğin 14. maddesine göre incelemesi, kendisine sunulan bilgi ve belgelerle sınırlıdır. Bu sınırlama, pazaryerine yapılan başvurunun ürünün niteliği hakkında kesin bir karar verdiği anlamına gelmediğini gösterir. Şikâyet üzerine ürünün yayımdan kaldırılması, taklit olduğuna dair karar olarak okunmamalıdır; aynı şekilde yeniden yayımlanması da taklit olmadığı yönünde karar sayılmaz. Pratikte, pazaryerinin işlem sonucunu ürünün niteliği hakkında hüküm gibi değerlendirmek yerine, işlemin sunulan bilgi ve belgelerle sınırlı incelemeye dayandığını esas alın. Yönetmelik, ilgililerin genel hükümlere göre adli ve idari mercilere başvurma haklarını saklı tutar. Bu nedenle pazaryeri şikâyetinin tek başına bütün başvuru yollarının yerine geçtiğini varsaymayın; hangi yolu izleyeceğinizi değerlendirirken pazaryerinin inceleme sınırını ve saklı tutulan başvuru haklarını birbirinden ayırın.

Kanunun 149. maddesi, hak sahibine mahkemeden fiilin tecavüz olup olmadığının tespitini isteme imkânı tanır. Aynı madde uyarınca hak sahibi, tecavüzün durdurulmasını veya kaldırılmasını da mahkemeden isteyebilir. Zararın tazmini, maddede yer alan taleplerden biridir; tecavüz oluşturan ürünlere elkonulması da istenebilir. Bu taleplerin kanunda sayılması, hepsinin kendiliğinden gerçekleştiği anlamına gelmez; her birinin mahkemeden istenebilecek bir talep olduğunu gösterir. Hukuk yolunu incelerken ilk adımınız, hangi talebin durumunuzla ilgili olduğunu marka vekili veya avukatla görüşmek olabilir; bir talebin kanunda yer almasını, sonucunun önceden kesinleştiği biçiminde okumayın. Pazaryerine yapılan şikâyet ile mahkemeden istenebilecek bu talepleri aynı işlem gibi değerlendirmek de doğru değildir; bunlar farklı yollardır.

Kanunun 156. maddesine göre bu davalarda görevli mahkemeler fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi ile fikri ve sınai haklar ceza mahkemesidir. Bu mahkemelerin kurulmadığı yerlerde davalara asliye hukuk ve asliye ceza mahkemeleri bakar. Dolayısıyla görevli mahkeme bilgisi, davanın görüleceği yerde fikri ve sınai haklar mahkemelerinin kurulmuş olup olmamasına bağlı olarak değişir. Başvuru yolunu değerlendirirken yalnızca hukuk veya ceza davası adlandırmasına bakıp görevli mahkemeyi belirlemiş saymayın; maddedeki mahkeme ayrımını ve kurulmadıkları yerler için belirtilen mahkemeleri birlikte okuyun. Sonraki adımınız, durumunuzdaki başvuru için görevli mahkemenin hangisi olduğunu marka vekili veya avukatla görüşmektir. Bu açıklama, 156. maddede belirtilen mahkemeleri aktarır; durumunuza ilişkin hukuki değerlendirme yerine geçmez.

Pazaryeri şikâyeti, hukuk yolu ve ceza yolu birbirinin yerine geçmez; bunları aynı başvuru gibi ele almak, her birinin farklı niteliğini gözden kaçırır. Pazaryeri şikâyeti yönetmelikteki işlem çerçevesindedir; hukuk yolunda 149. maddede sayılan talepler mahkemeden istenir. Ceza yolu da diğer iki yolla aynı şey değildir; 156. madde hukuk ve ceza mahkemelerini ayrı ayrı belirtir. Bu nedenle pazaryerine şikâyet etmiş olmanızın mahkemeden istenebilecek taleplerle aynı işlem olduğu sonucuna varmayın; bir yolun diğerinin yerine geçtiğini varsaymayın. Hangi yolun ya da hangi sıranın durumunuza uygun olduğunu marka vekili veya avukatla görüşün. Bu makale hukuki mütalaa değildir.

Bu konunun ayrıntısı ayrı bir rehberde: şikâyette noter ve KEP arasında seçim.

Bu sayımı elle yapmak istemiyorsanız beş pazaryerini biz tarayıp raporu ücretsiz gönderiyoruz: ücretsiz ön tarama.

Adım adım kontrol listesi

Sık sorulan sorular

Taklit ürün satmanın cezası nedir?

6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 30. maddesine göre, başkasına ait marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz ederek mal üreten, satışa arz eden ya da satan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılır. Bu cezaya hükmedilebilmesi için markanın Türkiye’de tescilli olması şarttır.

Taklit ürün satışı şikâyete bağlı mı?

Evet. Kanunun 30. maddesinde yer alan suçların soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Türk Ceza Kanunu’na göre şikâyet süresi, fiili ve failin kim olduğunu öğrendiğiniz günden itibaren altı aydır. Şikâyet bu süre içinde yapılmazsa ilgili suçlar bakımından soruşturma ve kovuşturma yapılamaz. Bu sürenin başlangıcı, fiili ve failin kim olduğunu öğrendiğiniz gündür.

Orijinal ürünümü izinsiz satan satıcı da cezalandırılır mı?

Hayır. Ceza hükmü taklit ürünü arar; hak sahibinin veya onun izniyle piyasaya sunulan ürünler bakımından sonraki fiiller, kanunun 152. maddesi gereği marka hakkının kapsamı dışında kalır. Bu nedenle orijinal ürün satan yetkisiz satıcı için çözüm, ihlal bildirimi değil; yetkili satıcı belgesi, pazaryeri beyaz listesi ve dağıtım sözleşmesidir.

Pazaryerine şikâyet etmek ceza şikâyeti yerine geçer mi?

Hayır. Pazaryerine yapılan şikâyet yönetmeliğe dayanır; pazaryerinin incelemesi ise sunulan belgelerle sınırlıdır. Yönetmelik, ilgililerin adli ve idari mercilere başvurma haklarını ayrıca saklı tutar. Bu nedenle pazaryeri şikâyeti ceza şikâyetinin yerine geçmez. Ceza yolu, pazaryerinin belge incelemesinden ayrı bir yoldur.

Adli para cezası nasıl hesaplanır?

Türk Ceza Kanunu’nun 52. maddesine göre, belirlenen tam gün sayısı bir gün karşılığı takdir edilen miktarla çarpılır. Bir gün karşılığı miktar en az yüz, en fazla beş yüz Türk Lirasıdır; miktar kişinin ekonomik ve şahsi hâllerine göre takdir edilir. Sınai Mülkiyet Kanunu, taklit ürün satışı için yirmi bin güne kadar adli para cezası öngörür.

Kaynaklar

İlgili rehberler